ANA SAYFA
solmenu

 

Murat Çiftkaya

 

Siyasetin Şerrinden

Murat Çiftkaya'nın yeni kitabı "Siyasetin Şerrinden" siyasete farklı bir bakış açısı sunuyor. Bediüzzaman Said Nursî “Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah`a sığınırım” ifadesini ilk kez 1910`lu yılların sonunda kullanmıştı. Ama hayatı boyunca hem sözleri hem fiilleriyle bu çizgisini asla değiştirmedi. Görüş ve eserlerinde hep bunu ders verdi. Belki de gerçek siyaset buydu.

Peki ya günümüz insanı siyasete nereden ve nasıl bakmalı?

 

 

Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!

Bu nesil başka nesil! En çok sevdiği şeyler kahkaha, imaj ve para. Ota-bota gülmek, üzerinde markalarla görünmek ve kısa yoldan köşeyi dönmek!

Aman, hayat nedir, hayatın anlamı nerededir, insanın bu kâinattaki yeri nedir vs. gibi ciddi sorular sormayın onlara. Çünkü, onlar için hayat nihayetinde "koca bir eğlence merkezi!" Hayatın anlamı, "gülmek, eğlenmek ve (güya) mutlu olmak."

Ciddiyet ve düşünme gerektiren şeylerden fersah fersah kaçan bir nesil, Recep İvedik nesli. Emek, gayret, çaba ve alınteri de onların uzağında. Ençok sevdikleri şey, cep telefonları, bilgisayarları ve bir de oyunları. Yaşları nedir diye sorarsanız, alt ve üst sınır da alabildiğine geniş. 5-6 Yaşından 40 küsur yaşına kadar uzanabiliyor.

İzlenme rekoru kıran mâlûm filmden kâm alanlara, bu filmi "accaaayip komik" bulanlara, "gülmekten yarıldık!" diyenlere bakın. İşte o zaman, Recep İvedik neslinin üyelerini kolayca tanıyabilirsiniz. Ençok büyük şehirlerde yaşarlar, ama küçük şehirlere de yayılma potansiyelleri son derece yüksek.

Bu neslin simgesi ise aslında hayalî Recep İvedik karakteri değil, Acun. Vakt-i zamanında, üniversite gençleri arasında yapılan bir araştırmada, gençlerin örnek aldığı kişiler sorulmuştu da, büyük çoğunluk aynı ismi söylemişti: Acun!

Bir kere, Acun kısa yoldan, bir TV programıyla şöhret olabilmişti. Sonra, iyi para kazanıyordu. Dünyanın dört bir yanını gezebiliyordu. Dahası, en azından o sıralar, işi-gücü plajlarda gezip güzel kızlarla yarenlik etmekti. Ve gençler koro halinde bağırmıştı sanki: "Biz de Acun gibi olmak istiyoruz!"

Devamı   Eklenme tarihi: 28.04.2008

 

Gerçekten "1111" olabilmek

 

Rivayet o ki, Napolyon o ünlü Prusya seferinde zafere ulaşmış, Prusya ordusunu mağlup etmiş, karla kaplı ovada ufka doğru bakmakta, muhtemelen zaferini hissetmeye çalışmaktadır.

O sırada, uzaklarda beyazlar ortasında bir şeyin hareket ettiğini farkeder. Dikkatle bakınca, bunun bir Prusya subayı olduğunu anlar. Prusya üniforması giymiş subay tüfeğiyle karda bata-çıka yürümektedir.

Yenilmiş, bitmiş, esamisi okunmayan bir ordudan geriye kalan tekbaşına bir asker!

Adamlarına emir verir Napolyon, Prusyalı askere seslenmeleri için. Fransız askerler  bağırırlar:

“Herşey bitti! Ordun yenildi! Prusya yok artık!”

Prusya subayı önce bir kurşunla cevap verir. Sonra da kurşun kadar keskin şu cevabı yankılanır ovada:

“Ben varsam, Prusya var!”

***

Ne zaman “bir olmak” konusu açılsa, kulağımda Prusya subayının cevabı yankılanır:

“Ben Varsam, Prusya var!”

Biraraya gelmek, bir olmak, elbirliği yapmak, birleşmek gibi gönül okşayıcı hedeflerimiz hiç eksik olmaz.

İki 1’in biraraya gelip 11, dört 1’in omuz omuza verip 1111 olması gibi, biz de omuz omuza gelebilsek toplamımızdan çok daha fazla kuvvet ve berekete sahip olmayı hedefleriz.

Hedefimiz doğru ve mümkündür, lâkin arzu ettiğimiz ölçüde başaramayız 1111 olmayı. İdeal ölçüde bir araya gelemeyiz, omuz omuza veremeyiz. Bir düşünürün dediği gibi, bir araya gelmek güzel, birlikte çalışmak daha güzel, ama bu birlikteliği devam ettirebilmek en güzelidir ve asıl başarı budur.

Bir araya gelsek, birlikte çalışmak ve hizmet etmek kolay değildir. Birlikte çalışabilsek, bunu sürdürebilmek daha da zordur. Araya ihtilaflar, kıskançlıklar, rekabetler, ayrılıklar girer. Hak yolun yolcularını en fazla yaralayan hususlardan birisidir bu. Birbirine kenetlenen eller bir bakarsınız gevşer ve ayrılıklar başlar, güçler dağılır.

Çok nedeni vardır elbette 1111 olamayışımızın veya bu hali sürdüremeyişimizin. Ama bana sorarsanız, en önemli sebebi yüzyıllar öncesinden o Prusyalı subayın haykırdığı hakikattir. Subay, bize, 1111 olabilmeyi isteyenlere önce şu dersi verir:

“Önce hakkıyla ‘1’ olabilmeyi başarmalısınız. Tek başınıza bile kalsanız, davanıza sahip çıkmalısınız. ‘Ben varsam, davam var! Ben varsam, inandığım herşey var!” diyebilmelisiniz!”

  

Devamı   Eklenme tarihi: 21.04.2008

 

Şu dağlarda çoban olsaydım

Aysun’u şahsen tanımam. Eski okulumda öğrencim olmadı. Bir-iki defa okul koridorlarında, birkaç defa da televizyon ekranlarında görmüşlüğüm var, o kadar. Bir de, hocalığını yapan arkadaşlarımdan, onun öyle havalı ve burnu büyük bir kızcağız olmadığını duymuşluğum.  Aysun, muhtemelen derin tahlilleri veya bilgi birikimi için değil, görsel değeri nedeniyle kadın-kadına bir sohbet programının parçası, biliyorsunuz. Son sözlerini de duymuşsunuzdur mutlaka. Hani üniversite okumuş, şehirli bir insan ile belki hiç okula hiç gitmemiş, çoğunluk dağlarda yaşayan bir çobanın oylarının eşit olmaması gerektiğine dair lafını/gafını. Eh, gardlar zaten alınmış, yumruklar hazır sıkılmışken, ateşin üstüne dökülen gazyağı etkisi gösterdi bu sözler. Kendisi de neye uğradığını şaşırdı. Belki de pişman oldu…

Bütün zihinlerin siyaset odaklı çalıştığı bir zamanda yaşıyoruz. Aysun’un talihsiz sözleri ilk bakışta sadece demokratik eşitliğe aykırıymış gibi görünebilir, ama biliyoruz ki, seküler modernliğin sillesini yemiş nice zihin böyle düşünüyor aslında. Üniversite eğitimi almış, şehirde okuyan, kariyer sahibi (bu arada, çobanlık niye kariyer sayılmaz, bunu da sorgulamalı değil miyiz?) birisinin bir çobana göre daha geniş bakış açısına, daha derin bir anlayış kapasitesine sahip olduğu, dolayısıyla daha doğru ve sağduyulu kararlar vereceği yargısı yatıyor bu düşüncenin altında. Peki, gerçekten öyle mi?

İşte, tam bu noktada, bir kıssayı/öyküyü hatırlamanın zamanıdır.

 

DevamıEklenme tarihi: 08.04.2008

 

 

Sihirli Keman

 

Bir zamanlar, genç bir kadın, kocasını ve küçük yaştaki oğlunu terk ederek ortadan kaybolmuş ve bir daha da görünmemişti. Kocası bir süre bekledi, sonra yeniden evlendi. Çocuk okula başladı, ama derlerinde hiç mi hiç başarılı değildi. Yaşıtları arasındaki en başarısız öğrenciydi. O başarısız oldukça babası ve üvey annesi de onu daha fazla sıkıştırıyor, duygularını incitiyorlardı. Bu tavırlar onun daha da başarısız olmasına yol açıyor; bir kısır döngüdür yaşanıyordu. Devamı Eklenme tarihi: 06.12.2007

 

GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE

 

Çok meşhur komedyen, İzmir'de gösterisine çıktı. Karşısında beş bine yakın hayranı vardı. Esprileriyle izleyenleri gülme krizine soktu. Gösterinin başında gülmekten insanların ölebileceğine dikkat çeken komedyen, “Merak etmeyin ambulans var, doktor var, rahat rahat gülün'' dedi.

Gece boyunca ölüm, cennet, cehennem üzerine esprileriyle gülüp, güldüren komedyen, gösterisinin bitimine 25 dakika kala, seyircilerinden özür dileyerek sahneyi terk etti.

Gösterisini taksicilere verdiği söz üzerine 23.55'te bitireceğini belirten komedyen, tansiyonu yükselince sözünü tutamadı. Seyircilere kendisini iyi hissetmediğini söyleyedi. “Burada tansiyon ölçen var mı? Kendimi iyi hissetmiyorum. Tansiyon ilacımı içmeden çıktım. Espri yapmıyorum Burada kesmek zorundayım'' dedi. İnanmayan seyircilerden biri oturun geçer sözleri üzerine, sanatçı, “Ben ölüyorum, siz hala gülmek istiyorsunuz'' dedi. Seyircileri dizlerinin üzerine çökerek, selamlayıp sahneden ayrıldı. Devamı Eklenme tarihi: 06.12.2007

 

 

YETER Kİ SEN İSTE!

 

18 Kasım 1995 günü keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonunda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici teller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar.

Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

Şu zamanda değin, izleyiciler bu ritüele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler.

Ancak o konserde birşeyler ters gitti. Bestenin daha ilk birkaç satırını çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses. O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkansızdı. Ve bunun ardından ne yapılması gerektiği konusunda da...Devamı Eklenme tarihi: 06.12.2007

 

SANDIĞIMIZDA SANDIĞIMIZDAN ÇOK ŞEY VAR

 

There was a man played piano in a bar. He was a good piano player. People came out just to hear him play. But one night, a patron told him he didn't want to hear him just play anymore. He wanted him to sing a song.

The man said, "I don't sing."

But the customer was persistent. He told the bartender, "I'm tired of listening to the piano. I want that guy to sing!"

The bartender shouted across the room, "Hey buddy! If you want to get paid, sing a song. The patrons are asking you to sing!"

So he did. He sang a song. A piano player who had never sung in public did so for the very first time. And nobody had ever heard the song Mona, Mona Lisa sung the way it was sung that night by Nat King Cole!

He had talent he was sitting on! He may have lived the rest of his life as a no-name piano player in a no-name bar, but because he had to sing, he went on to become one of the best-known entertainers in America.

You, too, have skills and abilities. You may not feel as if your "talent" is particularly great, but it may be better than you think! And with persistence, most skills can be improved. Besides, you may as well have no ability at all if you sit on whatever talent you possess! The better question is not "What ability do I have that is useful?" It is rather "How will I use whatever ability I have?"

Amerikan tarihinde ilk kez siyah bir insan, televizyonda show programı yapmaya başladı.Devamı Eklenme tarihi: 06.12.2007

 

Program  
YENİ KİTAPLAR
 

Siyasetin Şerrinden

 

Dünyanın En Güçlü Çocuğu

Aklım kalbimde kaldı

 

Reklam

 

 

uzamax